enflasyon

Otomatik Stabilizatör Nedir? Etkinliği ve Sınırları nelerdir?

Otomatik Stabilizatör Nedir? Etkinliği ve Sınırları nelerdir?  - Lütfiye SaraslanOtomatik stabilizatörlük ekonominin yapısında kaynaklanan dengesizlikleri düzenlemek için herhangi bir iradi politikaya ihtiyaç duymaksızın ekonomonin yapısında bulundurduğu unsurlarla tekrar denge konumuna yaklaşmasıdır. Otomatik stabilizatörleri sıralayacak olursak; artan oranlı kişisel gelir vergisi, tarımsal destekleme alımları, işsizlik yardımları ve işsizlik sigortası kesintileri, kendiliğinden meydana gelen bütçe açık ve fazlaları, kurumların-bireylerin-ailelerin tasarrufları ve şirketlerin kar dağıtım politikaları olarak sıralayabiliriz. Şimdi bu stabilizatörler nasıl çalışır tek tek inceleyelim;

1) Artan Oranlı Kişisel Gelir Vergisi: Ekonominin canlanma ve refah dönemlerinde geliri artan bireyler bir üst vergi diliminden vergilendirilir bu sayede artan gelirin enflasyonist etki yapması kendiliğinden önlenir, toplam talep artışı yavaşlatılır. Tersi durumu düşünecek olursak, ekonominin durgunluk dönemlerinde geliri düşen bireyler bir alt vergi dilimine dahil olur ve daha düşük orandan vergi öder. Bu sayede satın alma gücündeki düşüş ve toplam talepteki düşüş frenlenir. Görüldüğü üzere herhangi bir iradi politika yürütülmeksizin bireylerin tüketimlerine bir istikrar kazandırıldı. Ancak artan oranlı kişisel gelir vergisinin, otomatik stabilizatörlük görevi görebilmesi için sahip olması gereken bir takım özellikler vardır, bunları şöyle sıralayabiliriz;

  • Gelir vergisi önemli ölçüde kaynakta tevkif suretiyle vergilendirilmelidir, verginin tahakkuku ile tahsili arasında fazla zaman olmamalıdır.
  • Gelir vergisi genel bir vergi olmalıdır, her türlü kazanç ve irat bu kapsamda vergiye tabi tutulmalıdır.
  • Gelir vergisi tarifesi dik artan oranlı olmalıdır, dilimler fazla ve aralıklar dar olmalıdır.
  • Gelir vergisi tarifesinin ilk basamağı marjinal gelir gruplarından(geçimlik düzeyde gelire sahip olanlar) oluşmamalıdır. Bu gruplar vergi dışı bırakılmaldır.
  • Ülkedeki maliye teşkilatı etkin bir denetim sistemine sahip olmalıdır, kayıp ve kaçağın önünde geçmelidir.

2) Tarımsal Destekleme Alımları: Mahsulün bol olduğu yıllarda devlet çiftçinin elindeki ürünleri satın alarak depolamalıdır, cari yılda ürünlerin fiyatının düşmesini engellerken ürünün kıt olduğu yıllarda da stoktaki mahsulleri piyasaya sürerek fiyatların yükselmesini engeller. Hükümetler tarımsal destekleme alımlarını taban fiyat uygulaması ile gerçekleştirmektedir.

3) İşsizlik Yardımları ve İşsizlik Sigorta Kesintileri: Ekonominin canlanma ve refah dönemlerinde çalışan sayısı çok olduğundan toplam talep yüksektir, işsizlik sigorta kesintileri bu talebi kısmakta oldukça etkin bir görev görür. Aynı şekilde ekonominin durgunluk dönemlerinde de toplam talepteki düşüşü engellemek adına, fonda biriken paralar işsizlere dağıtılır ve toplam talep arttırılır. Ekonomi tekrar denge noktasına yaklaşır.

4) Kurumların, bireylerin, ailelerin tasarrufları ve şirketlerin kâr dağıtım politikaları: Kişiler ya da aileler ekonomik canlanmayla birlikte fazla gelir (ailede çalışan birey sayısı artar) elde etmelerine karşın, tüketimlerini gelir artışı düzeyinde arttırmazlar ve gelirlerinin bir kısmını, marjinal tasarruf eğilimleri kadar, tasarruf ederler. Ekonominin daralma dönemlerinde ise, gelirlerindeki azalışa rağmen (ailede çalışan sayısının azalması, ücretlerin düşmesi) geçmişteki birikimlerinden harcama yaparak tüketim düzeylerinin dengede tutmaya çalışırlar. Görüldüğü üzere canlanma dönemlerde marjinal tasarruf eğiliminin katkısıyla enflasyonun artış hızı kısılırken, çöküntü dönemlerinde ise geçmiş yıl tasarrufları toplam talebi destekleyici işlev görür.

Aynı şekilde şirketler de yüksek kâr elde ettikleri dönemde, hisse senedi sahiplerine, ortaklarına kâr payı dağıtmak yerine, bu kârları şirkette kâr yedeği olarak saklarlar. Bu da enflasyonist etkiyi azaltır. Çöküntü dönemlerinde ise geçmiş yıl kârlarını dağıtan şirketler toplam talebi arttırmayı desteklerler.

5) Kendiliğinden meydana gelen bütçe açık ve fazlaları: Ekonominin canlanma-refah dönemlerinde, gerek artan oranlı vergileme nedeniyle gerekse faaliyet hacminin büyümesi nedeniyle vergi geliri tahsilatı artarken , kamu harcama düzeyi istikrarlıdır. Kamu kesimi ortaya çıkan bütçe fazlasını harcamadığı taktirde ekonomide deflasyonist etkiler meydana getirir. Çöküntü dönemlerinde ise, vergi gelirleri ekonomik faaliyet hacmine bağlı olaraktan vergi gelirlerini azaltırken, kamu harcamaları istikrarlı bir şekilde devam eder. Bu şekilde ortaya çıkan bütçe açığı ekonomide genişleyici etkiler meydana getirir.

Otomatik Stabilizatörlerin Etkinliği ve Sınırları

Otomatik stabilizatörler, küçük çaplı iktisadi istikrarsızlıklarda işlev görecektir. Büyük çaplı enflasyon ya da deflasyonist ortamlarda iradi politikalara ihtiyaç bulunmaktadır. Otomatik stabilizatör olarak kabul edilen bazı unsurların “gerçekte” otomatik nitelikleri aslında tartışmalıdır.

Örneğin artan oranlı gelir vergisinin tarife dilimleri, yeniden değerleme oranında arttırılmaktadır. %5′e kadar küsüratlar dikkate alınmamaktadır. Ancak, Bakanlar Kurulu’na bu dilimleri %50′sine kadar arttırmaya ilişki verilen yetkinin kullanılması halinde artan oranlı gelir vergisi uygulaması otomatik stabilizatörlük görevini yitirmiş olacaktır.

Yine aynı şekilde tarımsal taban fiyatların Bakanlar Kurulunca her yıl ilan edilmesi de iradi bir müdahale niteliğindedir.

Devletin Borçlanma Nedenleri

Devletin Borçlanma Sebebleri - Lütfiye Sarıaslan

Devlet, borçlanmaya mali amaçlarla başvurabileceği gibi mali olmayan (ekstra fiskal) amaçlarla da başvurabilmektedir. Maliye politikasının da en güçlü araçlarından biri olan borçlanma kavramına devletin başvurmak için birçok sebebi mevcuttur. Devletin borçlanma nedenlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

  1. İktisadi gelişme ve kalkınmanın finansman
  2. Savunma giderlerinin finansmanı
  3. Büyük doğal afetler nedeniyle ortaya çıkan harcamaların finansmanı
  4. Büyük ölçekli yatırım harcamalarının finansmanı
  5. Ülkedeki büyük ekonomik krizlerin aşılması ve istikrar programı nedeniyle ortaya çıkan finansman ihtiyacının karşılanması
  6. Borç refinansmanın gerektirdiği finansman ihtiyacının karşılanması
  7. Ülkede hakim olan savurganlığın ortaya çıkardığı finansman ihtiyacının karşılanması
  8. Siyasetçilerin oy kayıgısıyla vergi yerine borçlanmaya yönelmesi
  9. Kamu gelir ve giderleri arasında zaman bakımından uyumsuzluğun olması
  10. Maliye politikası gereği olarak ekonominin yönlendirilmesi
  11. Son olarak en önemlisi bütçe açıkları ya da kamu açıklarını düzenleyebilmek


Yukarıdaki nedenlere baktığımızda devletin fiskal ve ekstra fiskal birçok amaç için borçlanmaya gidebildiği görülmektedir. Ayrıca yukarıda sıralanan mali nedenlerin dışında, maliye politikasının gereği olarak da mali olmayan amaçlarla devlet borçlanmaya gidebilir. Ekonomide anti enflasyonist etkiler meydana getirmek; deflasyonist ortamda likidite tercihini düşürmek ve gelir dağılımında adaletin sağlanması gibi hedefleri gerçekleştirebilmek amacıyla da devlet borçlanmaya gidebilir. Ancak en temel borçlanma gerekçesi bütçe açığı ya da kamu açığının finansmanının sağlanmasıdır. Bu nedenle bütçe açıklarının tamlanması devlet borçlanmasının mantığının ortaya konulabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

 Scroll to top